6/12/2008 - roman yazılmadan önce...
roman yazılmadan önce yaşanacak,bütün gerçekliğiyle...yaşanacak ilmik ilmik halıyı dokur gibi,sonra o halıyı görünecek gözlerinin önünde öyle kan ve canıyla,tüm renkleri ve gecelerce göz nurunun aktığı bütün sabrıyla,üzerine oturacaksın halının ve dolaşacak halı binbir diyarı,lanetlilerin diyarlarına gidecek,hırsızların,zakkumcuların,müsriflerin,şeylerin,mirlerin,özgürlük tutkunlarının üzerinden gidecek,mezarların üzerinden,denizlerin,dağların...işte öyle yazılcak roman...bir halı gibi...sonra roman görünecek ellerinde öyle kan ve canıyla,tüm güzellikleri göreceksin içinde,en çok seni anlatacak,ve gidişleri,geceleri anlatacak,kadınları anlatacak,özünden koparılmış bütün canlıları,kendine yabancılaşmış bir doğayı ve felaket salan insanların başına,bütün ölümlerimizi anlatacak,özgürlük tutkumuzu,ölüme gözünü kırpmadan giden yiğitlerimizi,düşleri nasıl ele geçirdiğimizi bend konulmaz isyanlığımızla,serdeşliğimizle...sonra zülmü anlatacak...havarlar koparmış annelerimizin çaresizliğinde içimize taş olup yerleşen o acı ağıtları,bilmedikleri yüzünden cezalandırılmış binlerce çocuğumuzu,zorunlu göç ettirilmiş binlerce hayatı...
taş topluyorum,etrafımda sadece taşlar var,irili ufaklı,renkli renksiz yüzlerce taş var,etrafta kimsecikler yok,öğlenin kızgın güneşi var sadece...bulduğum taşları cebime yerleştiriyorum,artık iyice ağırlaşmaya başladı,cebimin bir yanı çöktü bile içine... niye topladığımı bilmiyorum,belkide farklı yerleri birleştirmenin,farklı sesleri birleştirmenin çabası var içimde,belkide içimde bir intikam varda,bu taşlarla büyük amcaların,iyi çocukların kafasını kırmak istiyorum,belkide çok oldukları içindir,etrafımda oynayacak başka birşeyler bulamayışımdandır,günlerdir topluyorum evin arkasında topladım hepsini,bir mülteci kampına toplar gibi,insanlar gibiler,beyazı,siyahı,sarısı içiçe görünüyorlar,belki birşeyler inşa edicem sonra,bütün yapılar taştan değilmiydi,mısır piramitleri,peri bacaları,nemrut heykelleri,babil bahçeleri...günlerdir kirli dönüyorum eve akşama kadar inşaatta çalışan bir usta gibi,hemen kıyafetlerim değiştiriliyor,hiç istemiyorum değişmesini aslında,kirli kalmak istiyorum,taşların,toprağın kokusunu üzerimde atmak istemiyorum galiba,bit taş buldum,en çok onu sevdim,sanki bir şekli vardı,birşeylere benzemek istiyordu sanki,sessiz geçen bütün zamanlarından sonra,rüzgarlardan,fırtınalardan sonra en son bu şekli almıştı,doğa çizmişti onu,bir heykeltraş gibi almıştı fazlalıklarını,öylece bir insan suretine dönüşmüştü,yaşlı bir insana benziyordu renginin solgunluğundan,hüzünlü bir hali vardı,gözleri derinlerde olduğu kadar,ileriyide görebiliyordu,öyle değilmi hayat gözlerin ne kadar derinlere çökerse o kadar uzağı görebiliyorsun,ne kadar zaman aşındırırsa seni bütün fazlalıkları atıyorsun üzerinden,onu tüm taşların şahı yaptım hepsinin başına koydum,bu insan sürüleride öyle değilmiydi,başlarında biri olmadığında dağılıp gitmezlermiydi,hergün büyüyordu taş uygarlığım,farklı farklı taşlar gelip yerleşiyordu kalabalığa,kimse gelmesin bile demiyordu,işte istediğim şey buydu belkide,herkesin birarada yaşayabileceği bir uygarlık... bu bir oyun değilmiş bunu çok sonraları anladım,çünkü insan aslında oynadığı oyunlarda ki rolleriyle başlarmış gerçek hayata,oyunlarda aldığı görevlerin sorumluluğu onu gerçek hayattaki sorumluluklardan hiç bir farkı yokmuş,üstesinden gelebilmişsen oyunlarda,başarabilmişsen,bütün hayatı başarırsın,oyunlarda hayatın başka bir türevi değilmiydi,sadece roller ve oynayanlar değişiyor işte bu kadar... yanlız bazı insanlara öyle roller geliyor ki,sen acıyı oynayacaksın,sen mutlu bir prenses,sen mutsuz bir inşaatçı,sen sadakatli bir kadın,sen başarılı bir öğrenci,sen keloğlan olacaksın,sen cüce,sen dev...herkes en güzel rolü kapmak için birbirini yemekte,herkes mutluluk rolünü istiyor,oysa herkes birşeyler oynamak zorunda...
sonunda en sonunda oldu işte,yağmurlu bir geceden sonra,mutlu uygarlığımada nuh tufanı geldi,bir sel oldu sürükledi taşlarımı,hepsi başka diyarlara göçtüler,hepsi yeni bir yaşam bulmak için dağıldılar,hepsi farklı farklı düşünmeye başladılar,sonra birbirlerini o güzel uygarlığı unuttular,yeni şahların eğemenliğinde girip yaşadılar,kimileri parçalandı,kimileri orda kaldı,hüzünlü bakışlı kralım hala ordaydı evin arkasında,hala eskisi gibi bakıyordu,yanlızca biraz daha derinlerdeydi gözleri,öyle ya daha uzakları görüyor olmalıydı,gözlerim onunkine benzedi,o koca uygarlığını kaybetmişti benim gibi,onu cebime koydum yürümeye başladım,yağmur dinmişti gökkuşağı çıkmıştı,gecelim dedim gök kuşağın ardından,geçtik sonra olan oldu,ben taşa dönüştüm o insana...uzun sakallı bir pir olmuştu,cebinde bir çocuk figurlu taş,elinde bir baston,dağlara yöneldi,kimbilir belkide zerdüşttü,bütün uygarlığa ışık saçmak için dağlarda inzivaya gidiyordu,dönecekti ama on yıl sonra ve adalet dağıtacaktı,özgürlük dağıtacaktı...
taş topluyorum,etrafımda sadece taşlar var,irili ufaklı,renkli renksiz yüzlerce taş var...
|