5/5/2009 - mazıdağı katliamı
kimin zaferidir bu ölümler...
tüketilmiş bir halkın kendi beynine sıktığı kurşunlar,adeta kendini imha etmeye ant içmiş bir canlı bomba,hangi çağın öfkesiydi içimize biriken...kawa'nın çocukları,ey zağrosların suyundan içmiş dehaq'ın düşmanları...şimdi bir tek ağıt yakmak düşer sana...tarihin bütün lanetini kustun işte...işte ifrit yüzünü gösterdin bütün dünyaya,bir köle bile olmayı unutmuştun bir zaman,ellerine verdiği silahı alıp kendi halkının çocuklarına sıkarken kendini bu derin lanetten kurtarmak için tuttuğun ihanet işte sana bulaştı bile,sana verilmeyen özgürlük,sana verilen bu ihanet yolu,o kadar büyük ki şimdi uygar olduğunu sanan bir türkiye cuhmuriyetini baştan sona yakabilir,o ihanetin bütün kirli yanlarını bu anadolu cumhuriyetinin bütün yollarına bulaştırabilir,bu o kadar kirli bir ihanet ki bu,bunu verenler bile bir gün bu ihanetle yanabilir...
kim yaptı,ölüm emrini kim verdi ey tetikçi... içinde hiç bir anlam veremediğin vahşetin mi... asla kontrol edilemeyen o hayvani duyguların mı... sana verilmeyen insanlık yüzünden mi bunu yaptın... babandan mı aldın bu töreleri,o zaman baban mı verdi emri... yoksa devletin içinde devlet oluşturanların verdiği oyuncaklar mı...
şimdi ülke bölünmeyecek dediler,oysa binlerce insanı ekmekten,açlıktan,eğitimsizlikten kırıp geçirdiler,köleler gibi kendi lüks evlerinin hizmetçisi,kendi inşaatlarının işçisi,devletin katil tetikçisi yaptılar...
kim yaptı,ölüm emrini kim verdi tetikçi... bu düğün,bu cenaze ne kadar yakışır birbirine... bu direniş,bu ihanet ne kadar yakışır birbirine... bu bilge-lik,bu cahillik ne kadar yakışır birbirine... ne kadar yakışır insanın insan elinde ölmesi...
şimdi ağla halkım... hiç kimseye deşifre edilmemiş kaderine ağla... sana verilmeyen herşeye ağla... 44 kişi değildi ölen,44 milyon öldü... şimdi konuş,nasıl yapılır bunun savunması,hangi tarihin gizli derinliklerinde yazılmış tablet taşlarıyla savunmanı yapacaksın,hangi kitaba sığdıracaksın,o kız çocukları öldürmeyin diyen muhammedin kuranınamı,çarmıha gerilen isanın kitabı incilemi,yoksa firavunu kızıldenize gömen musanın zeburunamı,yoksa davudun tevratınamı...zerdüştün avestasındamı,yoksa alinin semahındamı gördün bunu,hüseyinin kerbelada direnişindemi... selahattin eyyubi,esir aldığı roma kralını bırakırken ne kadar soyluydu,cegerxwin...mem u zini yazarken ne kadarda çok inanmıştı bu halkın aşkına,mem ne kadar inanmıştı zine,zin meme ne kadar çok inanmıştı...
bir soruda gizli herşey,bütün giz,bütün umutlar,bütün yarınlar...
NASIL YAŞAMALI?
bu soruya bir cevap bulmalı,bunu yapanlar gece yatarlarken bu soruyu kendine sormayı unuttular,nasıl yaşanacağını bilmeden yaşadılar,hiç birşeyi sorgulamadan,herşeyi hazır buldular doğduklarında,herşeyi kabul ettiler,yanlışlar,doğrular,duygular birbirine karıştı,ne yapacağını bilmeyen bir balık gibi güneşe bırakılmış gibi çürüdüler,bir insan mantıkla yaşamıyorsa içgüdülerine göre yaşıyordur demek ve sadece hayvanlar içgüdülerine göre yaşar,ne geldiyse hep yaşamayı bilmediğimizden,yaşam çemberinin etrafında dolanıp içeriye girmeye cesaret edemeyişimizden...
analar ölen analar,tanrıçalarım,o gözyaşlarınız bir gün katilleri boğacak,bir gün pas tutmuş bir vicdanın üstüne dökülüp onu yumuşatacak...
biliyorum analarım,size çocuklarınıza vermek için güzel şeyleriniz olmadı,hiçbir imkanınız olmadı,sarılmaktan başka elinizden hiçbirşey gelmedi,ağlamaktan başka hiçbirşey gelmedi elden...oysaki verebileceğin birşeyler olsaydı eminim verirdin bu yüzden bu çocukları doğurdun diye sana kızmıyorum,seni yargılamıyorum...sana bu dünyayı vermeyenleri,çocuğuna verebileceğin herşeyi elinden alanları yargılıyorum,sorguluyorum,sistemi...
ey geceler kadar kara bir mağaranın içinde kalmış halkın,güneş dışarda hergün doğup batıyor,kar her mevsim yağıyor kaçkarlarda,binbir çicek açıyor atalarının dağlarında baharda,yüzlerce kuş gelip geçiyor gögünün üstünden,toprakların cömert,yeşilin öyle çekip giden cinsten değil,yigitlerin yigit,anaların namuslumu namuslu,babaların mert mi mert
|