1/10/2009 - köprü-1
bir taş köprü idi düştüğüm geçtiğim ... dağ,taş,dere,ova börtü,böcek,yılan,çiyan...
aniden ürperdi gönlüm tir tir titredi nereden geldiğini bilmedi...
bulutsuz iken yağmur oldu yağmur iken su su iken dere dere iken deniz oldu ama ağyar etmedi o sırrı... ne suya ne buluta sustu ilelebet...
korktu gidipte dönmemekten varıpta görmemekten değil kendini bulmaktan...
boynundaki kolyeyi gördü başına öpüp koydu derin derin kokladı ferahladı yanıbaşındaydı sanki korkularını azad etti azad ettiğinde dahi titredi...
gümbür gümbür çarpan yüreği diyordu ne olursa olsun ne gelirse gelsin
taş köprüyü geçti yabani otlar arasında sivri taşlarda akbabalar yolunda arsızca yürüdü yüzüne renk geldi demekki varmıştı
kendi gölgeleri vardı ona titrek alevler arasında nicedir görmemişti o pürüzsüz şafak vaktini gözünün kisvesi altında
lakin öte yanda görmek istediği yoktu küskün küskün meftun olmuşça baktı işte o an ne kadar naçardı...
yüzünü rüzgara döndü rüzgarla konuştu işitti rüzgarın dediğini o an içine sindi o vakit beklemenin korkmanın anlamsızlığını anladı derin bir hüzünle başka yöne döndü...
karakış yola çıkmış ilk kuş kafilesi yollarda telef oldu yolda haramiler bedeviler
içinde bambaşka bir telaş kuşun tasası kuşa feri kaçan gözleriydi gelen giden olmadı ikinci gün kar başladı...
varsın yağsındı ne olursa olsun bahar yeşildi...
bir rüya görmüştü geride biryerlerde özgürlüğe giden bir yürek uçsuz bucaksız denizde denizin üzerinde yürüyordu boğulmaktan korkuyordu kıvranırken divane divane bir dost yüzü gördü dost denizin üstüne bir acem halısı örttü öte yanda o vardı denize baktı denizden kuşlar çıktı maviliğe havalandı derken denize düştü uyandı...
|