29/11/2008 - bir dosta...
“en yüce dağa çıktım,her şeyi gördüm” “Zerdüşt”..................................... Yanacağımı bilsemde,yinede hissetmek isterim cehennemi,çünkü bilirim ki o cehennemde yananlar var ve yine bilirim ki,yanmayı haketmişler kadar yanmayı haketmemişlerde vardır,o hak etmemişler ki boşuna telef olup giderler o çarkların arasında,işte onlar için,yanışı göze alırım ama gün olur ki o yangınlar içime bir bilgelik salar,işte o günlerin hasreti içinde yanarım,kendini feda etmek herzaman bir kaybediş olmaz,örneğin bir başkasını yüreğine almak yüreğini daraltmaz ,genişler ki başkalarınıda alsın diye,ama içine aldığın insanlar içini yakarsa işte o zaaman gerçek bir yangına tutulmuş olursun ve belkide en ilkel yangın odur ve en çok o ilkel yangınlarda yüreğin yanar...her tarafı sis kapladığında her yer bembeyzaz olur ama öyle yalancı bir beyazlıktıki herşey görünmez kılar,ama birde gökyüzünün siyahlığıu vardır o siyahlıkta koca bir aydınlıktır yıldızların,güneşlerin olduğu,beyazlıktaki siyahlığı bıraktım. siyahlıkta ki beyazlığın peşine düştüm,aydınlığın peşine…ve bazen hiçbir farkımız yok ve "benim düşündüklerim bana acı veriyor sadece"diye düşünürken aslında dönmüşerin hatasına,mağlubiyeti kabul edenlerin psikolojisine döndüğümü hissediyorum,ve dönüş yok diyorum yanmak gerekiyor ki küllerinden yeni bir kendilik yaratmak için......................................................................................................................... yıldızlar kadar uzak olmayan ama parlak olan umutlarla....................................................
ve dostun cevabı….................................................................................. (..ne kadar zordur duvarın ötesini görebilmek..ne kadar zordur, insan kulağına kapalı frekanstaki sesleri duymak..ve ne kadar da zordur insanın yüreğine bakabilmek..)......... anlaşılmamak zordur, nemenem şey olduğunu iyi bilirim..çığlık çığlığa haykırdığın halde sesini duyuramamak..sonra, vazgeçersin her şeyi olduğu gibi kabullenerek..duyduğun her sesi inceden inceye ayrıştıran bir yürekle, hissetmek muhatabının sancısını, onu duymak, anlamak, herkesin ızdırâbını derininde hissetmek..anlaşılmadığında insan bir süre sonra susar kabullenir gerçeği. Ya anladığında?.kimselerin duymayacağı bir sesle, suskun bir dilden dökülenleri, bir çift anlamlı bakışın ardında gizlenen koskoca bir dünyayı keşfettiğinde, her acıya, her kedere ortak olduğunda..hangisi daha çekilmez kılar hayatı?..böyle bakınca /anlamak/ daha ağır bir işkence değil midir, /anlaşılmamak/tan?...................................................................................................... Sen, türkülerini kimse duymadığında ve dinlemediğinde kendine söylersin..eğer yüreğini açmaya karar vermişsen her sese, baştan kaybedersin..eğer sen, başkalarının türkülerini dinlemek için yola çıkmışsan işin zordur..yüreğin büyür, kocaman bir evren olur, herkesi yüreğine almaya çalışırsın, büyüdükçe de daralır..herkes sığınacak bir yer bulur da kendine, sana bir saçak altı bile kalmaz..herkes adına yazarsın, aç, susuz, uykusuz..düşünürsün ve herkes adına ağıtların olur..bu bir yanıştır, eğer kıymetini bilirse insan bu bir arınıştır..ve arınmak içindir her yanış..herkese rasgele verilmemiştir..çünkü insan eti ağırdır..ruhu daha da ağırdır..fedâkârlık ister taşımak..çok azı hariç kimse göze alamaz bir başkasının ruhunu taşımayı..açlık, uykusuzluk, sözsüzlük sarar bedenini, gözlerini içe çevirirsin...yanarsın, her insan hikayesine ve hayatına...yüzlere, binlere, milyonlara bölünürsün ve paylaşırsın çıkınındaki nevâleyi..insana yaptığın yolculuğunda..darağacında, ipin ucunda gibidir, hayat, sallanır..bâzen de idama giden birine sakız ısmarlar insanlar, hâlini umursamazlar..günlük basit heyecanlarını, anlık problemlerini yağdırırlar üstüne, boca ederler tüm dertlerini..ezilir yüreğin, incitilir kırılır ve sen sadece ağlarsın, tek kelime etmeden, incitmemek için..bunu bile anlarsın..sonra bakmışsın ki, kalem ve kağıt gelmiştir önüne, sarılırsın kaleme sığınırsın kağıda, ona itiraf edersin kendi gerçeğini, yine ağlarsın..geçmişin zâten sırtına saplı koca bir bıçak gibidir, çıkarsan kanatacak ve kan kaybından öldürecek, çıkarmasan acıdan kıvrandıracak..koca dünyada herkesin kendine bir saçak altı bulabildiği yerde sen yapayalnız kalırsın ve ortada ne bir dost sesi duyarsın ne de bir el uzanır..alnında biriktirdiğin hüzün, kangrene dönen gecen, volkan gibi kaynayan yüreğin içini eritir..en yakınında bildiğin anlamaz hâlini ve alamaz alnındaki ateşi, sırlarını kendine saklarsın..sen böyle doğdun eline dünyanın..ilk yaradılışına konmuştur çile..seçilmişsindir kedere, hüzne kahra..bir yudum uykuya hasret olursun çoğu zaman ve herkeslerin esenlik, mutluluk, varsıllık duaları sıraladığı kapısından sen bir damla sükûnet dilersin tanrıdan.. demiştik; /anlamak/, /anlaşılmamak/tan daha zordur..büyük ağır bir yüktür..bundan daha da kötüsü, hem anlayan hem anlaşılmayan olmaktır..gerçekten en zoru da budur.. söyle şimdi!.sen hangisisin?.) selam ile
|